23 Haziran 2009 Salı

Gaius Baltar'ın Kafasındaki Caprica Six

Anlayan varsa beri gelsin. Bu Caprica Six bir şekilde Baltar'ın aklında yer etti, sağda solda kendine özel müziğiyle çıkıp laf yetiştiriyor. Nedir, ne değildir çözmek mümkün değil, ancak Galactica'nın en sağlam ikilisinin de bu ikili olduğunu düşünüyorum..

27 Nisan 2009 Pazartesi

Benzerlikler




Arka arkaya izlediğim iki film; ilki festivalde gördüğüm "Kara Köpekler Havlarken", diğeri şu anda gösterimde olan "Başka Semtin Çocukları". İki film arasında çok fazla benzerlik var. Hele Volga Sorgu'nun oynadığı iki rol için neredeyse karakter devamlılığı tutmak mümkün. Orda güvenlik görevlisi olmak istiyordu, aha işte burda bodyguard oldu diye düşündüm. İki filmle ilgili de ne yazık ki aradığım fotoğrafları bulamadım. Onları -anlaşılan en sevdikleri yer olan- çatıda gösteren fotoğrafları koymak isterdim buraya. Çünkü iki filmin karakterleri de çatıdan inmiyor, hepsi de güvercin besliyorlar, en büyük dertleri kız, ve tabi ki yırtmak. Bu çatı takıntısını anlayamadığımdan yönetmenlerine de özellikle bunu sormak istiyorum, o kadar uzaklardan bakınca varoşların ancak çatıları mı görünüyor?

5 Nisan 2009 Pazar

Hayat Var



Haavi henüz izlemediğinden filmle ilgili pek bir şey söylemek istemiyorum ki aslında bir Reha Erdem filmini de eleştirmeye dilim varmıyor. Son günlerde bana en fazla sorulan soruydu; Hayat Var'ı izledin mi, ne diyorsun? Bir ara izlemedim diyerek işin içinden çıksam mı, diye düşündüm. Belki bir süre sonra buna kendim de inanırım. Her yerinden taşan bu filmi anlamadım, nereye koyacağımı bilemedim, izlediğimden beri elimde bir "fazla" ile kalakaldım.
Uzun süre heyecanla bekledim, hakkında hiçbir şey okumadım, belki beklentilerim dağlara çıktı bu sürede, sonra da yere çakıldı, bilemedim.
Küçümsemek ya da eleştirmek amacıyla değil sözcüğün gerçek anlamıyla soruyorum bazı filmler neden var?

26 Ocak 2009 Pazartesi

Lost: Kitlesel Afyonkarahisar

Sorular;

1) Kara Duman nerede? Yoksa o da kara tren gibi gecikip belki hiç gelmeyecek mi?
2) Zaman değişirken birisiyle konuşuyorsak, sözümüz bitene kadar bekleyecek mi zaman?
3) Ben Linus'un yaşama sebebi nedir, arkadaşım insan 15dk merak etmez mi dünyayı, Acun'un programına kilitlenmez mi?
4) Nabokov'un ismi Kazak prensi Nabok'tan geliyormuş.
5) Dizinin Çağan Irmak'ın "Issız Adam" filmini yapmasına ne derece katkısı olmuştur?
6) Kara Duman Mr. Eko'nun kardeşi mi?
7) Richard ada(m) mı? (Çağan Irmak oyunu yaptım)
8) Bermuda Şeytan Üçgeni önce Desmond'ı sonra da bizimkileri mi kaptı götürdü?
9) French Chick ölmüştü değil mi? (Unuttum da orasını.)

Şimdilik bu kadar, isteyen ek yapabilir, zaten yapılan ekler olmasa bugün lost, lost olurdu. 

Daniel Faraday

Lost'un en saf, en temiz karakteri. Bir şeyler dönüyor, bakışlarından anlıyorsunuz ki bu adam az da olsa bir şeyler anlıyor. Ama açıklama aşamasına geldiğinde karşısında Sawyer, Juliet ve türlü figüranlar buluyor, sonra da "anlatsam da anlamazlar, hadi durma koş" diyor. Arada buna tokat falan vuruyorlar, içine atıyor, laf etmiyor. Okulun yaramaz çocukları tarafından dövülen zeki çocuk gibi. Aslında karakteri seyirciyi anlatıyor resmen, böyle bir şey biliyor gibi ama aynı zamanda da çok kurcaladığından kafası basmıyor gibi. 

Lost



Yeni sezon itibariyle sanırım şöyle bir yola giriyor senaristler: Bir insanı arkadan gösterirsen gizem olur, telefon konuşmalarında isim vermezsen gizem olur.. Kara duman'dan sonra Lost'un geldiği gizem noktası budur. Adadaki ışık huzmeleri sonucunda atlayıp duran zaman da sanırım Ben'in buzlarını çözdüğü dümenin sağa sola doğru yalpalama hareketinden oluşuyor. Biraz vida sıkıştırma işe yarayabilir sanki.
Ayrıca, adadan çıkılıyor mu, gidiliyor mu ki acaba diye izlediğimiz sezonlardan sonra adaya dönüşün başlaması, adanın hiç de öyle mafyatik (manyetik de diyebiliriz) bir yer olmadığını, gayet sapasağlam girilip çıkılası bir ada olduğunu gösteriyor.
Desmond, Faraday'ı bir yerlerde görmüştü ki ne zamandı o zaman, şimdi de gördü derken gözümüzde ışık huzmeleriyle kendimizden geçip bayılır gibi oluyoruz. Sonuç olarak ben daha önce "ay ne olacak acaba" diye izlediğim diziyi artık "bitse de kurtulsak" diye takip etmekteyim.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Inland Empire


Yönetmenin daha önceki filmlerinde en azından neyi anlamadığımı biliyordum, şurada ne oldu, kırmızı telefon, renkli ışıklar, sanayi sesleri vs. diyerek sorup soruşturmuş ve biraz aklı başında bilgiye ulaşabilmiştim. Ama bu sefer neyi anlamadığımı da bilmiyorum. Bir bildiği vardır diyerek savunmaktan yoruldum artık Lynch’i, varsa bir bildiği söylesin.

Filmi şöyle özetleyebilirim; bir kadın var ve bir şeyler oluyor. Yine bir kadını çoğaltıyor yönetmen ve Laura Dern’ün oradan oraya koşmaktan, herkes olmaktan canı çıkıyor. “Hmm televizyon eleştirisi galiba” demeye kalmadan “ne alakası var” diyen bir sahneye tosluyoruz. Sonuçta üç saat hep birlikte sürüklendikten sonra hiçbir şey ama hiçbir şey bilemiyoruz. Sanırım Lynch sinemayı öldürmeye çalışıyor, bu filmde bayağı da can çekiştirdi.